Sohbet

Javascript IFrame Reload

Anketler

Yayala Şenliklerini Destekiyormusunuz?
 

Bu Gün Doğanlar

  • a6kha3ia — 26 Yaşında
    Bugün Doğan Bugün!
  • FADİME — 25 Yaşında
    Doğum Günü Yarın

Saat&Tarih

Hadisler

“Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.”

Buhârî, Müslim

Çerkez Atasözleri

Altını olan açlıktan ölmüş, mahsulü olan kurtulmuş.

Çerkez Fıkraları

 Günün Fıkrası :
Uzunyayla çerkezlerinden biri, bir gün ş ehre gelir. Çarş ıya gitmek iin otobüse biner. Artık gideceği yere geldiğini anlayınca ayağa kalkar ve kapıya yönelir. Otobüs durur, kapı tısss diye ses ıkararak açılır. Adam, otobüsten inmez, gider yerine oturur. Tekrar kapıya yöneldiğinde yine aynı sesi duyar, tekrar yerine oturur. Son durağa kadar gider, otobüste baş ka yolcu kalmamış tır. ş oför adama sorar: -Amca, gideceğin yeri mi ş aş ırdın? Adam: -Yok evladım, yolumu ş aş ırmadım. -Peki, niçin inmedin? -Eee oğlum, katır kalkıyorum ineyim diye, kapı bana otur diyor. Ben de gidip yerime oturuyorum. Meğerse Çerkezcede Dısss otur demekmiş .

Tarihte Bugün


Hava Durumu

Haberler

Kültürümüz Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı   
Perşembe, 12 Şubat 2009 22:23
Çerkeslerde misafir ağırlama kültürü...

Misafir otururken ev sahiplerinin kendi iç meselelerinden bahsetmeleri ayıptır.
Bir şekilde misafir ile nizahlaşmak,onunla didişme derecesinde iddialaşmak ayıptır.
Misafirin giysilerinin kontrolü,yırtığı veya kirlisi varsa farkedilmesi yıkanıp dikilmesi ütülenmesi evin hanımının görevidir. Bu o kadını küçültmez,aksine güzelleştirir saygınlığını ve değerini artırır.
Yatak yorgan yastık gibi şeylerden ailede olan en iyisi misafire verilir.
Misafirin gidişine sevindiğinizi bir şekilde belli etmek çok büyük ayıptır.
Giyinirken misafire yardım etmek giysilerini tutup ayakkabılarını hazırlamak adettendir.
Misafirin gelişinden mutlu olduğunuzu belirten giderken selametle gitmesini ve bundan sonra da gelmesinden mutlu olacağınız belirten bir kısa konuşma yapmak adettendir.
Misafir giderken bir küçük hediye vermek adettendir.
Evden ayrılan misafir aynı köyde oturuyorsa yol başına kadar eşlik edilir, bir araca binip gidecekse aracına bininceye kadar aileden birisi ona eşlik eder.(ç.n :Seni kapısına kadar uğurlamayanın evine gitme diyen Adige atasözü vardır)
Misafirin de dikkat etmesi gereken kurallar az değildir :
Gittiğiniz evde geçerli kurallara ve onların durumlarının getirdiği şartlara uymak gerekir.
Ev sahibine saygılı davranmak,söyleneni kabul ederek beğenmediklerinizi de fazla belli etmemek gerekir. (misafirlikte size önerilen wunafe(karar)dir ) anlamında Adige atasözümüz olduğunu hatırlamak gerek.
Misafiri olduğunuz ailenin işlerine karışmak ayıptır.
Nezaketen size fikrinizi sorarlarsa o zaman da onları incitmeyecek şekilde düşüncenizi açıklamaktır münasip olan.
Misafirlikte çok fazla yemek,içmek ve yemek seçmek çok büyük ayıptır.
Sağlığınız nedeni ile olsa bile bölye bir şey yakışıksız kaçar.
Sofraya konuşlan yemeği methetmek bir nezakettir.
Hiç bir zaman unutmamanız gereken bir şey ise; sofrada hiç bir şey bırakmamacasına her şeyi silip süpürmenin Adigelerde ayıp sayıldığıdır.
Çok sık dışarı çıkıp içeri girmek de pek yakışık alan bir şey değildir Adigelerde. Dierğ odaları gezip bakınmak,eşyaları inceleyerek sağına soluna bakıp methetmek imrendiğinizi beğendiğinizi gösteren davranışlar içerisine girmek ayıp sayılır.
Ev sahibi kendisi sizi çağırarak gösterirse bile hiç bir şeyi fazlaca methetmeyin “ güle güle kullanın, iyi günlerde kullanın,daha iyisi ile değişmeyi nasip etsin,uğurlu olsun,mutlulukla kullanmayı nasip etsin” gibi iyi dileklerden birisini söylemeniz yeterlidir.
Misafir ne zaman kalkmak gerektiğini ne zaman gitmek gerektiğini kendisi kavrayabilmelidir, misafirin gitmeyi bilmeyeni de makbul değildir.
Acele ile sofraya gelen yemeği bile bırakıp kaçarcasına gitmek de yakışıksız görülür.
Misafir olduğunuz yerde hoşlanmadığınız bir grubun içine düşseniz de oturup kalkmalarını sohbetlerini beğenmeseniz de ev sahibinin hatırına katlanmak zorundasınız.
Bu tür ortamlar Adige sabrının ve nezaketinin ölçüldüğü en önemli yerlerden birisidir.

Çerkeslerde selamlaşma kültürü...

Selamlaşma geleneği insanlığın yaratılışından bu yana istisnasız tüm toplumlarda müşterek bir davranış biçimi olarak devam edegelir.
İlk çağlarda iki insan karşılaştığında silahlı olmadıklarını,silahlı olsalar bile birbirlerine karşı kullanmayacaklarını göstermek için ellerini uzatır tokalaşırlarmış.
O dönemlerden başlayarak günümüze kadar ulaşan selamlaşma geleneği pek çok ortak özellikler taşımakla birlikte aynı zamanda her toplumun kültürünü,geçmişini,inançlarını ve dünyaya bakışını yansıtan,toplumlara has ipuçlarını da içerisinde barındırır.İnsanların görünüşleri gibi kalpleri ve düşünceleri de farklıdır" der bir Adige atasözü.
Bunu genelleyecek olursak milletlerin görünüşleri gibi düşünceleri kültürleri ve yaşayışları da farklıdır.
Yine Adige ifade biçimi ile söyleyecek olursak : Dünya bir teker gibi döner,geceler günleri,günler ayları ve yılları,yıllar asırları kovalar gider.
Toplumlar da bu değişen zamana paralel olarak değişirler; yaşayış biçimleri,anlayış ve bakış açıları,kültürleri de bu değişimden payını alır şüphesiz.
Eğer bu süreç içerisinde bir toplumun bireyleri kendilerine ait olan değerleri terkeder,başka toplumların değerlerini,anlayış yaşayış ve davranış biçimlerini benimserlerse bireylerden başlayan bu kendine yabancılaşma,yavaş yavaş toplumun yokolup gitmesi ile sonuçlanır.
Yani o halk süreç içerisinde başka toplumların arasında eriyip yokolmağa mahkum olur.
Adige sözlü kültürü üzerine çok önemli çalışmaları olan Şorten Askerbiy Adige selamlaşma biçiminin sadece bir karşılaşma sözcüğünden ibaret olmadığını, temel olarak insanı yüceltmek ona değer vermek mantığı üzerine kurulmuş olduğunu,aynı zamanda yaşanan hayata,yapılan işe dair düşünceleri ve iyi dilekleri de içerdiğini belirtmektedir.
Bir başka özelliği ile varlıklı/fakir veya sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın tüm cemiyet bireylerine yönelik olan adige selamı, biçim ve köken olarak incelendiğinde erken dönemlerden bu güne yaşanan sosyal değişimleri de yansıtacak şekilde her döneme hitabeden bir biçim alarak devam edegeldiğini görürüz.
Her türlü olaya ve duruma uygun formları olan Adige selam biçimi geleneğimizde önemli bir yere sahip olması yanısıra aynı zamanda sözlü edebiyatımız açısından da incelenmesi gereken güzel bir kaynaktır, der Askerbiy.
İşte bu nedenle yaşlı genç kadın erkek ayırımı yapmaksızın her Adigenin bilmesi gereken temel değerlerimizdendir Adige selamlama biçimleri :
Bir kişi çalışan bir kişinin veya kişilerin yanına gittiğinde "uehu f|eh"u apş'iy" sözü ile selamlar
Selama muhatap kişi/veya grup ise gelen kişiyi "ui uehu f|ı yirik|ue" diyerek cevaplarlar
Ot veya ekin biçen birisinin yanına giden kişi "Şoşh apş'iy" sözü ile selam verir "ui uehu f|ı yirik|ue" sözü ile selamı alınır.
Tanışıp tanışmadıklarına bakılmaksızın bir kişi diğerinin yanına geldiğinde "f|eh"us apşiy" diyerek selam verir , diğer kişi "ue psou apş'iy" diyerek selamı alır.
Selamlaşmadan hemen sonra ise "uzepeş , uuzınşe" sözü ile hal hatır sorulur , buna cevap olarak "zepeş' uh"u , tx|am uiğauzınşe" cümlesidir.
Bir hasta ziyaretinde veya hastalık atlatmış bir kişiyi ziyarette " lhepe mahue k"ıux|aj|ej" diyerek h"ueh"u selamı verilir.
Yoldan dönen kişi "oh"usıj" selamı ile karşılanır.gelen kişi ise "upsouj" sözü ile selamı alır.
Uzun süredir görüşmemiş kişiler karşılaştığında "ui l"ağuj f|ıue" -- "ueueri neh"ıf|ıjıue" sözleri ile selamlaşırlar.
Çok samimi veya yakın kişilerin karşılaşmasında ise doğrudan tokalaşılarak hatır sorulur.
Zamana yönelik bir kaç çeşit selam biçimi vardır.Sabah için"ui pşedcıj| f|ıue" , gündüz "ui mahue f|ıue" , akşam "ui pşıx|aşx|a f|ıue".
Gece bir yerden ayrılırken "nehu l|ef| fık"ik|" sözü ile çıkılır,yolcu eden ise "ğuegu mahue,f|ık|e th|am unix|asıj" sözü ile uğurlar.
Adigelerde hayata,ilişkilere ve zamana yönelik pek çok selamlaşma biçimi vardır.Biz burada onlardan sadece bir kaç örnek verdik. Bizim olanı,bize ait olanı kullanmamakla onun yok olması arasında bir fark yoktur.
Eğer anadilimizi konuşacaksak onu en temiz şekilde konuşmak ve kullanmakla yükümlüyüz.
Eskiler "ata mirası yedi nesil" derler. Bizler de çok eskilerden bize kadar ulaşan bu mirası korumak ve bir sonraki nesile aktarmakla yükümlü olduğumuzu bilmeli sözlü geleneğimize hakettiği değeri vererek günlük yaşamda kullanmaya gayret etmeliyiz.
NOT :Eski Adige selam formları Yerçen xamırze tarafından derlenerek kayıt altına alınmış,Şogen xazeşe tarafından da bir kitap haline getirilerek yayınlanmıştır.

Düğünler ve Çerkeslerde evlilik kültürü...

Adige gelenekleri arasında aynıyla uygulanıyor olmasa da pek çoğu günümüze kadar ulaşmış güzel gelenekler mevcuttur.
Aşağıda bahsedeceğimiz evlilik töreni de bazı değişikliklere uğramakla birlikte bize kadar ulaşan bu tür geleneklerimizden birisidir.
Bu yazıda 18 yy. da kafkasya da çeşitli görevlerle bulunmuş Polonyalı Teofil Lapinski’nin gözlemlediği ve sonradan kaleme aldığı şekli ile o dönemin çerkes kavimlerinde evlenme ve gelin alma törenini anlatacağız.
Lapinski notlarında çerkeslerde evlilik konusunu aşağıdaki şekilde anlatır : Adigelerde bir genç kızın veya erkeğin istemediği birisi ile evlendirilmesi geleneği yoktur,aile o bireyin seçimine saygı duyar ve bu konuda baskı yapmazlar.
Fakat gençler de aynı saygıyı anne babalarına gösterirler , onların bilgisi olmadan ve onların rızası alınmadan evlenilmez.
Adigeler kadın erkek ilişkilerinde diğer toplumlarda pek görülmeyen bir serbesti ve hoşgörü sahibidirler.
Genç kızlar ve erkekler bu hoşgörüyü istismar etmeden arkadaş olabilir birbirlerini daha yakından tanımaya çalışırlar.
Eğer kızın ailesi o erkeğin kendi evlerine rahatça gelip gitmesine kızları ile arkadaşlık etmesine izin vermişlerse , bu hoşgörü ailenin o gence güveni olduğunu gösterir ve bu güven asla istismar edilmeğe çalışılmaz. Fakat bu durum aynı zamanda ileride gençler arasında evlilik gündeme gelirse ona karşı bir önyargılarının ve olumsuz tavırlarının olmayacağına da işaret eder. Tabii bu arkadaşlığın evlilik ile sonuçlanabilmesi için delikanlının genç kızın gözüne girmesi , kendini ona beğendirmesi ve genç kızın kalbini kazanması gerekir.
Çok ilginçtir,her iki genç anlaştıkları halde genç kızın kaçırılarak evlenilmesi neredeyse bir kural haline gelmiştir Adigelerde.
Eğer iki gencin arkadaşlığı ileriye dönük ciddi bir biçim alır ve evlenmeye karar verirlerse geriye evlilik için gün belirlemek kalır , iki genç kendi aralarında bu günü belirlerler.
İki gencin kararlaştırdıkları gece genç damat adayı yanında güvendiği birkaç arkadaşı ile gelerek kıza işaretini verir . Zaten hazırlanmış beklemekte olan genç kız sessizce dışarıya çıkar ve delikanlı onu kaptığı gibi atının üzerine alarak uzaklaşır.
Bu esnada genç damat adayı ve arkadaşları silahlar sıkarak ıslıklar çalarak ,sevinç naraları atarak uzaklaşırlar.
Bu çığlıklar, ıslıklar ve silah seslerini duyanlar bir genç kızın kaçırıldığını bilirler.
Genç kızın anne ve babası o gece olacaklardan haberdar olmalarına karşın silah sesi duyuluncaya kadar hiçbir şeyden haberdar değilmiş gibi davranırlar.
Fakat silah sesleri,ıslıklar ve naralar duyulduktan sonra genç kızın kardeşleri,akrabaları ve yakınları silahlarını alarak atlarına biner,hızla uzaklaşan grubun peşine düşerler.
Buna karşılık genç kızı kaçıran grup değişik yönlere dağılarak takip edenlerin genç kıza ve erkeğe ulaşmasını önlemeğe çalışır, onları yanıltarak oyalamaya gayret ederler.
Eğer takip eden grup kaçırılan kıza ve damat adayına ulaşır onları yakalarlarsa, kızı kaçıran erkeğe bir hırsız muamelesi yapılır.
Bu durumda bu erkeğin atı,silahı ve giysilerine el konularak utanç verici bir durumda ortalıkta bırakıverirler.
Çoğu kez bu duruma düşen erkekler alay konusu olurlar ve hatta onlara dair küçümseyen ve alay eden şarkılar,tekerlemeler söylenir.
Erkeğin düştüğü bu aşağılayıcı durumdan kurtulabilmesi için atını,silahını ve giysilerini karşı tarafın biçtiği ve genellikle değerinin çok üzerinde olan miktarı ödeyerek geri satın alması ve ikinci kez genç kızı kaçırması gerekir.
Fakat böyle durumlarda genç kızın ikinci kez kaçırıldığı çok ender görülen bir şeydir.
Çünkü genç kız, kalkışılan bu işi başaramayan ve yakalanarak utanılacak duruma düşen (aynı zamanda kendisini de utandıran ) erkeği istemez, o kişinin henüz tam bir erkek olmadığını düşünerek evlenmekten vazgeçerdi.
Eğer her şey yolunda gider ve erkek yakalanmadan genç kızı kaçırarak takip edenlerin elinden kurtulursa , onu daha önceden haberdar ettiği ve hazırlıklı olan bir arkadaşının evine götürür o evde nikah kıyılır.
Genç kız ve erkek geldikleri bu evde bir ay süre ile kalırlar, fakat erkek bu bir aylık süre içerisinde anne babasına ve diğer yaşlılara görünmez. Sabah erkenden evi terk eder , gece yarısı herkes çekildikten sonra eve döner , gündüzleri ise bir başka arkadaşının evinde kalır Bir aylık bu sürenin sonunda genç kızın annesi ve bekar kız kardeşi gelini ziyarete gelirler.
Gelin getirildiği ve bir ay kaldığı bu evden alınarak annesi ve kız kardeşinin de refakatinde şarkılar (Ueridade) söylenerek,silahlar sıkılarak törenle erkeğin evine yakın bir başka eve götürülür.
Gelin, getirildiği bu evde de 8 gün annesi ve kız kardeşleri ile birlikte misafir edilir.Bu 8 günlük zaman zarfında gelin ve damat hiç görüştürülmezler.
Dokuzuncu gün tüm komşular , akrabaları ve yakınları ve arkadaşları en iyi giysilerini giyerek toplanırlar.
Erkekler bir grup,kadınlar bir grup olmak üzere kapı önünde dizilerek şarkılar(ueridade) söylerler.
Erkekler damadın yiğitliğini cesaretini ve diğer maharetlerini överek şarkılar,maniler söyler gelinin böyle bir erkeğe varmakla ne kadar şanslı olduğunu anlatırlar.
Kadınlar da buna karşılık olarak gelini metheden sözler ve manilerle gelinin güzelliğini maharetini,zarafetini metheder ; erkeğin böyle birisi ile evlendiği için ne kadar şanslı olduğunu ve damadın eşine layık olmak için elinden gelen her şeyi yapması,onu mutlu etmesi gerektiğini anlatırlar.
Yukarıda anlatıldığı şekilde gelin, annesi ve kız kardeşleri ile birlikte bulunduğu evden alınarak damadın evine getirilir ve kaynanasının karşısına çıkartılarak onunla tanıştırılır.
Bu tören çok büyük bir titizlikle yapılır ve her şeyin usulüne uygun olması için azami özen gösterilir.
Gelinin annesi ,damadın annesini başıyla selamladıktan sonra kendi eli ile kızının duvağını açar ve daha sonra iki anne sarılarak selamlaşırlar.
Bunun akabinde gelin eğilerek kaynanasının elini öper .
Erkeğin annesi gelinin el öpmesinden sonra onu bir süre tepeden tırnağa süzer, inceler ve daha sonra gelininin kendi düşündüğünden de daha güzel olduğunu, oğlunun en doğru seçimi yaptığını söyleyerek artık genç kızın da bu ailenin bir ferdi olduğu ve benzer iltifatlar eder.
Bu merasimden sonra ise sıra sofra kurulmasına gelir.
Gelin bu sofraya oturmaz, kendisine eşlik eden iki kadın ile birlikte odadan çıkartılarak duvağı açık bir şekilde kapı önüne getirilir.
Orada bekleyen insanlar şarkılarla ve alkışlarla sevinçlerini belli ederler. Gelin burada bir süre düğüne gelen topluluğa gösterildikten sonra eşlik edenler tarafından kendi odasına götürülür.
Adige geleneğinin gereği olarak, gelin kendi hazırladığı bazı el işi eşyaları gelen misafirlerden daha saygın ve daha yaşlı olan bazı kişilere hediye eder.
Tüm bunlar bittikten sonra kapı önünde düğün kurulur.
Mızıka ile çalınan müziğe erkekler el çırparak ve koro halinde söylenen şarkılarla (deju)eşlik ederler.
Erkekler el çırparak oyuna çıkar ve oynamak istedikleri kızın yanına giderler.
Erkek sözleri kendisine ait kısa bir şarkı veya mani söyleyerek oyuna davet ettiği genç kızın omuzuna dokunur ve genç kız oyuna çıkar.
O anda erkeğin arkadaşları veya genç kızı beğenen,çekici bulan diğerleri silahlarını çekerek gökyüzüne doğru ateş etmeye başlarlar.
Böyle anlarda oyuna çıkan genç kız ne kadar beğenilen birisi ise atılan silah o kadar fazla olur.
Oyuna çıkan bir genç kız için silah sıkılmaması o genç kıza saygı duyulmadığı,beğenilmediği anlamına gelir ki Adigelerde bu durum çok ayıp ve o genç kıza saygısızlık olarak kabul edilir.
Düğün bu şekilde bir süre devam ettikten sonra genç kızlar ve erkekler el ele tutuşarak bir halka oluşturur çeşitli oyunlarla,şarkılarla eğlenmeye devam ederler.
Bu eğlencelerin devamı olarak at yarışları ve atıcılık yarışmaları yapılır,kazananlara çeşitli ödüller verilir.
Tüm bu eğlencelerin sonunda düğüne gelenlere verilen yemekle tören son bulur.
Gelen misafir kadınlar ve genç kızlar gelini tekrar görerek selamlaşır damadın büyüklerine iyi dileklerde bulunduktan sonra ayrılırlar.
Gelinin annesi ve kızkardeşi de düğünün ertesi günü ayrılırlar Bütün herkes dağılıp aile normal düzenine döndükten sonra gelin ailenin büyüğü (thamade) ile tanıştırılır.
Adigelerde kadınlar diğer müslüman halklarda olduğu gibi eve kapatılıp dış dünya ile ilişkisi kesilerek köle gibi davranılmaz.Kadının tüm akrabaları onun herhangi bir sorunu olduğunda koşulsuz yardımcı olmak ve ona sahip çıkmakla yükümlüdürler,dolayısıyla kadına yeni ailesinde kötü davranılması iki aile arasında büyük kavgalara neden olabilir.
Lapinski , Adigelerin ailelerine çok değer verdiklerini ,büyüklere ve kadına duyulan saygının Adige töresinde çok önemli bir yeri olduğunu , kadının baskı görmediğini ve dolayısıyla ezik yetişmediğini fakat bu serbestiyetin de hiçbir zaman kadını şımartarak utanılacak durumlara sebebiyet verecek şekilde istismar edilmediğini anlatır.
Bu konudaki hassasiyetin diğer toplumlarca da imrenilerek örnek alınmaya çalışıldığından bahseder.
Genç kızlar evlendikten sonra aile içerisinde önemli sorumluluklar üstlenmelerine ve gereğinde eşlerine de yardım etmelerine karşın bekarlık döneminde bu tür görevler üstlenmekleri gibi zor ve ağır işlerle de uğraşmazlar.
Aile genellikle genç kızın biçki,dikiş,nakış gibi beceriler kazanmasına çalışır.
Yukarıda Lapinski’nin bahsettiği gelenekler bu gün bizim yaşattığımız “evlilik ve çerkes düğünü” ile ilgili geleneklerimize temel teşkil etmektedir Elbette zaman içerisinde geleneklerimizde yaşadığımız koşullara ve zamana paralel olarak önemli değişiklikler olmuştur.
Fakat yinede bizim kültürümüzün bir parçası olarak bunların bilinmesi ve öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Prof. Membet H. ...Tarih bilimleri doktoru.